Kategoriler

Arşiv

Kullanıcı Paneli

Çerkeşli Köyü Bağlantıları

Sitede Kimler Var?

1 Kişi var
Kullanıcılar: mustafa

Çerkeşli Köyü Tarihçesi

Çerkeşli Köyü’nün tarihi geçmişi oldukça eski zamanlara dayanmaktadır. Anlatılanlara göre bu köyün en eski yerleşim yeri bu günkü Çerkeşli köyü ile Yukarı Hereke arasındaki Altınoluk mıntıkası (diğer bir adıyla Kocataflan mevkii) imiş. Bugünkü Çerkeşli köyünün yaklaşık 4-5 km kadar kuzeydoğusunda kalan eski Altınoluk köyü günümüzden yaklaşık 2000 yıl evvel kurulmuş olup yine zamanla l600 sene evvel tarihe karışmış olsa gerektir. Bu gün her ne kadar Altınoluk köyünden hiçbir eser kalmadıysa da bu mevkide çok eski bir Rum (Roma) mezarlığının yeri bellidir. Yine burada antik döneme ait olduğu sanılan bir kaya mezarı bulunmaktaydı. Bu kaya mezarı 1990′ların başlarında define avcıları tarafından darmadağın edilerek ortadan kaldırıldı. Bu yöre bugün Yukarı Hereke köyünün sınırları içerisinde kalmaktadır. Tamamen Rum köyü olduğu sanılan bu köy, yöre Türkleşmeden çok evvel tarihe karışmıştır.Yukarı Hereke yöresi 22 mayıs 337′de Roma İmparatoru Büyük Konstantin’in öldüğü topraklardır. Bir Romalı tarihciye göre İmparator Konstantin Roma topraklarında Hıristiyanlığı serbest bırakmasına rağmen kendisi ömrünün son zamanlarına kadar putperest olarak yaşadı. Sasani kralı Şahpurun üzerine büyük bir orduyla sefere çıktığı bir sırada Libyssa (Gebze) ile Nicomedeia (İzmit) arasındaki Ancyrona (Hereke) kasabasında aniden hastalanınca başına üşüşen tabipler hastalığına derman aradılar. Ancak hastalığı gitgide ilerliyordu. Güneş tanrısına inanırdı ancak ölüm döşeğinde iken papazlardan alelacele vaftiz edilmesini istemiş Hıristiyan olmuştu. Konstantin’in hastalığı mayıs başından itibaren 3 hafta sürmüş kendisi çok günah işlediğinden üvey annesiyle zina yapan oğlu Krispusu ve karısı Faustinayı öldürdüğünden ve halka zulmettiğinden bu günahlarından kurtulmak üzere vaftiz edildi. Son anlarında “Bende vaftiz edilip günahlarımdan arınmış olarak ölüyorum, cennete gidiyorum” diyordu. Artık beyaz kaftanlarını giyiyor, eflatun renkli askeri üniformalı savaş elbiselerini istemiyordu. Acımasızlığı ve zalimliğinden eser kalmamıştı. Etrafından hekimler ve papazlar hiç ayrılmıyordu. Sasani seferinden de vazgeçmişti. 22 mayıs’ta Ancyrona (Hereke) da ölünce İsa peygamberin on iki havarisini temsil eden mermer bir lahite konup Ancyrona’a toprağa verildi. Mezarı halen bu civarda (toprak altında) bilinmeyen bir yerdedir.

Yörede ayrıca Taflan Bayırı, Kınalıbayır (yada Efeliağıl), Karaağıl, Kuşaklıca, Şakirdüzü mevkiilerinde birer Hıristiyan Rum köyü kurulu bulunuyormuş, yine Eskiköy denen mıntıkada da Türklerden önce bir Rum köyü mevcutmuş. Köyde Rumca adı Peteganon denen mevkide eski çağlarda vebadan ölen insanlara ait toplu Hıristiyan mezarları olduğu bilinir. Bu mezarların 1347-1354 yılları arasında bütün Avrupa’yı kasıp kavuran, yirmi milyondan fazla insanın ölümüne yol açan İstanbul boğazı yoluyla Anadolu’ya da geçen büyük Kara Veba (taun) salgını sırasında ölen insanlara ait olduğu sanılır. Bu salgın yöredeki Rum nüfusunun azalmasında en önemli etkendir.

Ayrıca köyün güneybatı kesiminde Öğren mevkii denen yerde Lefter mezarları denen üç lahit türü mezar bulunuyor. Kimisine göre Ceneviz mezarları olarak da adlandırılan bu mezarlar gerçekte bu yörede Türkler döneminde korku salan soyguncu bir Rum eşkiyasına aitmiş. Lefterin eşkiyalık faaliyet alanı İstanbul’un Anadolu yakası, Kocaeli ve Sakarya civarı, yatağı ise Gebze bölgesi Yelken tepe civarıymış. Yine ölü olarak ele geçirildiği yerde Yelken tepeymiş.

Öte yandan bu günkü Çerkeşli köyünün günümüzden yaklaşık olarak 650 sene evvelinde Sultan Orhan Gazi’nin (1324-1362) zamanında yöreye gelen Türkler tarafından kurulduğu bilinmektedir. Bu köyün (Kalburcu?a olduğu gibi) bu bölgede o zamanlar Bizanslılarla yapılan bir savaştan sonra kurulduğu bilinmektedir, İlk olarak Orhangazi döneminde 1326′da Türkler tarafından fethedilen Gebze yöresi 1328′de Bizanslılarca alınmış,1329?a Pelekanon zaferiyle tekrar alındıysa da bu biraz pahalıya mal olmuştur. Anlatılanlara göre Hereke’nin fethedilmesinden sonra Osmanlı ordusu Gebze üzerine doğru ilerlerken bir Bizans ordusuyla karşılaşılmış, yapılan şiddetli bir meydan savaşından sonra Türk ordusu zaferi kazanmış ancak bu savaşta Çerkeş Bölüğü?den (Ki o zamanlar bölükler memleketlere göre ayrılırmış) dört kişi ya da dört kardeş birden şehit düşmüş ve bu bölgeye gömülmüşler. Bu mezarların başına da birer nöbetçi asker dikilmiş, bundan sonra takip eden yıllarda bu dört şehit askerin anne-babası ve akrabaları yedi hane olarak gelip bu bölgeye yerleşmişler. Şehitlerinin bulunduğu bu yörede bir köy kurmuşlar ve kurulan köye de Çerkeşli adını vermişler. Bu isimde kurulduğu günden beri değişmeyerek zamanımıza kadar böylece gelmiş.

Köy Timur yenilgisinden sonra 1403?e Bizans?n işgaline uğramış, 1410?a silah zoruyla kurtarılmış ancak 1411?e yapılan antlaşmayla tekrar Bizansa bırakılmış, Gebze yöresindeki bu işgal dönemi 419? kadar sürmüştür. Sonra Çelebi Sultan Mehmet?n kumandanlarından Timurtaşoğlu Ali Paşa Gebze yöresini son defa Bizans kuvvetleriyle şiddetli muharebeler yaparak ve herbir belde için ayrı ayrı savaş vererek kılıç zoruyla ve bileğinin hakkıyla fethetmiştir.

Çerkeşli köyünün kuruluşu ile ilgili rivayetler bununla da kalmıyor. Osmanlı Türklerinin yöredeki ilk zamanlarında Diliskelesi ile Tavşancıl arasında Eynarce deresinin İzmit Körfezine kavuştuğu kesimde Eynarce yada Gemiciler adında Müslüman bir Türk köyü kurulu bulunuyormuş. Aynı dönemlerde İstanbul?n Galata kesimi Bizanslılara değil Cenevizlilere aitmiş. O zamanlar Bizanslılarla antlaşma halinde olup onlardan yüz bulan Cenevizlilere ait korsan gemiler rahatlıkla Marmara Denizine ve İzmit Körfezine girebiliyorlarmış. Bu gemiler körfez kıyısındaki Türk köylerine o kadar çok baskın düzenlemiş, köylüleri soyup soğana çevirmiş, hatta kızlarını bile kaçırmışlar. Türk köyleri bu durumdan illallah demiş. Soyguncular kaçıp kaybolduğu için hiç kimse onlara bir şey diyemiyormuş. (Hatta 1350?i yılların sonunda İzmit Körfezinde sandal sefası yapan Orhan Gazi?in oğlu Halil Bey Diliskelesi Eynarce?en Cenevizli korsanlar tarafından kaçırılıp Foça?a götürülmüş, Bunun üzerine Orhan Gazinin kendilerine zarar vermesinden korkan Bizans imparatoru İonnes Orhan gaziye aracı olup Foça?a giderek korsanlara 100.000 altın ödeyip Halil Beyi kurtarmıştır). İşte o dönemlerde Cenevizli korsanların sık sık köylerini basmasından bıkan Gemiciler köyünden 15 hane sonunda deniz kıyısından kaçıp 6- 7 km kadar içlere dağların arasına kaçarak Cenevizlilerin saldırılarından kurtulmuşlar. Gemiciler köyü ahalisinin kaçıp saklandıkları yer bu günkü Çerkeşli köyünün bulunduğu yer olup üç tarafı dağlarla çevrilidir, denizi görmez ve denizden de görünmez. Köy 1430?u yıllarda buraya kasten gizlenilerek kurulmuştur. Çerkeş?en gelen yedi hanelik guruptan sonra Gemiciler köyünden gelen 15 hanelik gurubunda bu yöreye yerleşmesiyle köy 22 haneye ulaşmıştır. Öte yandan l453 yılının mayıs ayında İstanbul? fetheden Fatih Sultan Mehmet aynı yılın Haziran ayında Cenevizlilerin bulunduğu Galata kesimini de fethetmiş ve Ceneviz korsanları bir daha değil İzmit Körfezine Marmara denizine bile giremez olmuşlar.

Anlatılanlara göre Gemiciler köyünün tamamı Çerkeşli köyüne göç etmediğinden kalan köylüler Eynarce kesiminde günlük hayatlarını sürdürmüşler. Bu köyün ahaliside 17. yüzyılın sonunda ya da 18. yüzyılın başlarında köylerini terk ederek Tavşancıl köyüne yerleşmişler, Böylece bu köyde tarihe karışmıştır. (Tavşancıl Belediyesinin hazırlamış olduğu Tavşancılı tanıtan bir raporda Eynarce denen yerde Bizanslılar döneminde Filogren köyünün ve kalesinin kurulu bulunduğundan bahsediliyor. Ancak yine birçok kaynak Flogreni Eskihisar ya da Darıca ile Tuzla arasında gösterir.)

Yavuz Sultan Selimin Çaldıran ve Ridaniye Seferlerine gider iken ordusuyla kervan ve hac yolları üzerindeki Dilovası?da konakladığı bilinir. Elimizdeki belgelere bir göz atalım. 24 Nisan 1514 pazartesi. Pendik yakınında Papas Çayırı (sonra Sultan Çayırı, sonra Çayırova) konağına gelindi. (merhum Fatih Sultan Mehmet Han burada vefat eylemişti.). 25 Nisan 1514 Salı. Kekboze (Gebze) yakınındaki bir konağa gelindi. 26 nisan 1514 Çarşamba. Değirmendere konağına gelindi, sonra yola devam edilmiştir. Haydar çelebi Ruznamesinde Değirmendere olarak bahsedilen bu yer bu günkü Dilovası?ır. Dilderesinin o zamanki adı da Değirmendere?ir. Burası bu günkü Dilovası civarında herhalde küçük bir han ve 10-15 hanelik de evin bulunduğu bir konaklama yeriydi. Haydar Çelebi ruznamesinde Gebze yöresini gösteren bir haritada Gebze?en Kekboze, Dilovası?dan Değirmendere, Hereke civarındaki bir konaklama yerinden de Çınarlık olarak bahsediliyor. Ruznamede Değirmendere?en sonraki konak için Çınarlı kazası yakınında bir konağa varıldı (27 nisan 1514) deniyor. Burası Derince?in Çınarlı köyü de olabilir. Ancak aynı gün için bir başka sayfada Hereke denen Harap kaleye varıldı deniyor.

Osmanlı zamanında toprak sahipleri,has , zaamet ve tımar olarak üç bölüme ayrılırdı. Bu dönemde başta Gebze?in Çerkeşli ve Demirciler köyü ahalisi olmak üzere tımar sahibi olarak köylüler her sene Osmanlı ordusundan en az 6 askerin masraflarını karşılamak zorundaydılar. Bu şartlarla köylülere toprak işletme hakkı veriliyordu. Dilovası arazisi de o dönemlerde bağlık ve bahçelik olup Çerkeşli ve Demirciler köylerinde ikamet eden tımar sahiplerine ait idi. Gebze köylerindeki bu durum Sultan İkinci Mahmut (1808-1839) dönemine kadar devam etmiştir. Osmanlı devletinin yükselme ve Duraklama dönemlerinde Gebze?in Çerkeşli ve Tavşancıl köylerinin çevresi hep üzüm bağlarıyla çevriliymiş, Çerkeşlinin ve Tavşancılın yurt çapındaki meşhur çavuş üzümleri Anadolu?a ve İstanbul?a nam yapmış isim kazanmıştır. Çerkeşli ve Tavşancıl köylerinden her sene üçyüz at arabası dolu üzüm İstanbul pazarlarına ve Topkapı sarayına taşınır bizzat Osmanlı padişahlarına sunulurmuş.

Rivayet edilir ki Irana Sefere çıkan ordu Dilovası?ı geçmiş, Tavşancıla varmış, arazinin hep kayalık olduğunu gören padişah, ?uraları hep taşlık, bir şey yetişmez, yazıktır. Kaldırın

buraların vergilerini?demiş. Yeniçeri ağası cevaben: ?e dersiniz sultanım, sizin sarayınıza giren üzümler hep buralardan çıkar.?eyince vergiler devam etmiş.

Tarihi Mimar Sinan köprüsü

Hicri 54 (m.1644) senesinde Lali Efendi oğlu İbrahim efendi, Bağdat Valisi Deli Hüseyin Paşanın divan efendisi olduğu bir sırada İstanbul? gelmek üzere Gegboza yöresindeki Diliskelesi geçindinden (Hersek d2c ilinden, Gebze Diliskelesine) geçerken denizde boğularak öldü. 4.Mehmet Hanın bilginlerinden Abdülaziz efendinin kardeşi idi. Kabri İstanbul?a Siyasi (Sivaslı) tekkesinin kabristan haline getirilen bahçesinde olsa gerektir.

Dilovası Dilderesi üzerinde bulunan tarihi Mimarsinan köprüsü kimine göre l530?ara doğru Mimar Sinan tarafından kimine göre l650?erde hac yolu üzerinde olduğu ve doğu seferlerine giden ordunun geçit yolu üzerinde gerekli olduğu için padişah 4.Mehmet döneminde yaptırılmıştır. Köprünün tarih kaydı düşülmemiş. Ortadaki büyük üç gözden oluşan köprü 65m. uzunluğunda olup tarihi kervan yolunun (ipek yolu) üzerinde yer alıyordu. Şimdi ise trafiğe bile kapalı kaderiyle baş başadır. Bir dönemde Çerkeşli denize uzak olmasına rağmen ahalisinin Çoğu denizcilik ile, gemi ticaretiyle geçinen bir köy durumundaydı. Ayrıca İstanbul ile üzüm ve kiraz satışı sayesinde kara ticareti, alım ve satım işleri yapılmaktaydı. 18. yüzyılın ortalarında Tavşancıl, Çerkeşli, Demirciler köyleri ile Diliskelesi burnu arasındaki Eynarce mevkii bir iskele durumundadır. Tımar olarak işletilen bu arazinin sahibi Gebze?in Çerkeşli köyünden Yazıcıoğlu Mehmet olarak gözüküyor. Eynarce ve Diliskelesi yöresindeki araziler bu dönemde ekilip biçilen yerlermiş. Eynarce iskelesinde gemicilik ve denizcilik mesleği (200 yıl evvelinde Avrupa?a buharlı gemilerin türemesi sebebiyle) artık yapılamaz olduğundan 1775-l800 arasında Eynarce köyünün halkı birkaç km. kuzeydoğudaki Tavşancıl köyüne göç etmişler ve böylece buradaki köyde tarihe karışmıştır.

O zamanlar Eynarce köyü terk edildikten sonra bile bu mevkiide bir cami, çeşme ve konaklama yeri ile birkaç da ev mevcutmuş. Çerkeşli köyüne ait bir iskele görünümündeki bu konak yerinde Yazıcıoğlu Mehmet Ağanın birde çiftliği bulunuyormuş. Burada yine Mehmet ağaya hizmet etmiş olan odacıların mezarları bulunuyor. Yazıcıoğlu Mehmet Ağa 1796da Çerkeşli köyünde ölünce mülkü oğlu Yazıcıoğlu İbrahime geçiyor. Oğlu da hemen iki sene sonra 1798de ölünce mülkün yönetimi Yazıcıoğlu Mehmet Ağanın damadı Hacı Kasıma geçiyor. Bu bölgenin tapuları ilk defa Mahmut bin Selim üzerine gözükmektedir. Yazıcıoğlu sülalesinin 18. yüzyılın sonunda Tavşanlı Demirciler arasında dahi geniş arazilerinin var olduğu söylenir. Eynarce mevkii bugünkü Marshall Boya ve vernik fabrikası civarında yer almakta olup bu civarda halen Eynarce (İne Hacı) köyünün kalıntıları bulunmaktadır.

Bugün Eynarce köyünün bulunduğu mevkide bir değirmen yeri ve yazıcıoğulları sülalesinden bazı kimselerin mezarları vardır. Tarihi İstanbul Bağdat yolunun üzerinde Nebinin elmalığının yanında bir zamanlar Benli çeşme diye tarihi bir çeşmenin var olduğu ve Marshall fabrikası yakınlarında halen kalıntılarının bulunduğu söylenmektedir. Osmanlılar döneminde üzümcülüğü meşhur olan, 15. yüzyıl başları olan kurulduğu ilk dönemlerde rençberlik yapıldığı bilinen Çerkeşli köyünde daha sonraki dönemlerde tütün ekiminin ileri olduğu ve en son olarak köyde üzüm ve kiraz yetiştiriciliğine önem verildiği ve daha sonraki dönemlerde de köyün üzümcülüğünün bütün yurt çapında yayıldığı, nam kazandığı bilinmektedir.

Yasincizade seyyid Abdülvahap Efendi(1758-1837) başkanlığındaki bir elçilik gurubu İran gezisinde 21 ekim 1810?a Gebze?i onurlandırdı. Kurula dahil olan Bozoklu Osman Şakir efendinin kaldıkları Geğbüzede Sultanorhan camii ve civarının minyatürünü yapmış, ertesi günü Diliskelesi köyüne giden bir heyet burada konaklamış ve köprü ile köyün minyatürünü yapmışlar, 23 Ekimde Yarımcaya gidilmiş burada da bir gün kalınmış, hanın gravürü yapılmış ve yola devam edilmiştir. Bozoklu Osman Şakir?n gravüründe Diliskelesi köyündeki hanelerin çokluğu 200 yıl öncesinde burada basbayağı bir köyün varlığının bulunduğunu apaçık olarak ortaya koymaktadır.

1755-1775 ve 1812-1813 yıllarında Gebze?i ve bütün köylerini vuran veba salgınının bu köyü de etkisi altına alıp çok sayıda insanın ölümüne sebep olmuştur. Demirciler köyü insanının en az yarısı Tepecik köyü insanının da neredeyse 3?e ikisi bu veba salgınları sırasında öldüğü ve koca bir kasaba görünümündeki Tepecik köyünün küçücük bir köye dönüştüğü bilinir. Sultan İkinci Mahmut dönemi olan hicri 1236 (m.1820) de köye (Çerkeşli) hayrat bir çeşme yapıldığı, şimdiki çeşmenin eski çeşmeden kalma olan kutabesinden anlaşılıyor. O zamanki çeşme zamanla yıkılmış. Haydarpaşa -İzmit demiryolu 1873?e Diliskelesinede ulaşınca tarihi ipek yolunun artık pek önemi kalmamış, 1895?e Derinceye liman yapılması buradaki hanları ve konaklama yerlerini işe yaramaz hale getirmiştir. Osmanlı tarihi boyunca Doğuya sefere çıkan Osmanlı ordusunun konak yeri olan bu kasaba artık bu önemini yitirmiştir.

Diliskelesi?in Bizanslılar döneminde de önemli bir geçit ve konaklama yeri olduğu bilinir. Bizanslılar Ortaçağda Güney doğuya, Suriyeye ve Arabistana Müslüman arapların üzerine sefer için İstanbul?an yola çıktıklarında Aigiallos (Diliskelesi) denen yerden denizin karşı yakasına geçer, yollarına Prainetos (Karamürsel),  Niceia (Iznik) güzergahından devam ederlerdi. İstanbul? sefer düzenleyen Araplarında bu güzergahı sıkça kullandıkları bilinir. Yedinci ve Sekizinci yüzyıllarda Çukurova?an sınır askerlerini aşarak yola çıkan Müslüman Arap orduları Bizans topraklarına geceleri girerler, gündüz saklanıp gece yol alarak İznik önlerine kadar gelirler, bu şekilde buralara kadar gelip fark edildiklerinde Rum halkı hemen Yalakdere?e büyükçe bir ateş yakarak Gebze Dilini tehlikeden haberdar eder,diliskelesi?den giden haberci İstanbul? uyarır tedbirlerin alınıp savaş hazırlığı yapılmasını sağlardı.

Böylece önceden alınan tedbirler sayesinde İstanbul? yönelik bütün Müslüman Arap saldırıları ama kolay, ama zor her seferinde bertaraf edilebilmiştir. Tarihi Roma yolu dahi İstanbul?an Diliskelesi?e kadar gelir, yolun devamı karşı sahilde başlar, İznik, Konya, Tarsus güzergahında giderdi. Yine Anadolu Selçuklu Türklerine ve Eyyübi Sultanlığına yönelik olarak düzenlenen 1147?eki İkinci Haçlı seferleri sırasında İstanbul boğazından Üsküdar? geçen Haçlı orduları Diliskelesi yoluyla İznik? geçerek yola devam etmiş, 1187?eki Üçüncü Haçlı seferlerinde de güzergah aynı olmuştur. Yöre Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında 12O4-1241 yılları arasında Latin işgalcilerinin egemenliğinde kaldıysa da tekrar Bizans?n eline geçti.

Osmanlı beyliği kuruluş çabasındayken l30l?e Osman Gazi İznik? kuşatır. Bu cürete çok kızan Bizans generali Mozalion Sırp destekli 5000 kişilik kuvvet ile İstanbul?an Gebze üzerinden Diliskelesi?e gelir. Oradan da karşı sahil olan Hersek Diline asker çıkarır. Orada yapılan şiddetli bir meydan savaşında, koca Doğu Roma ordusu devlet kurmaya çalışan az sayıdaki bir aşiret birliğine yenilir. Ancak Türklerinde kaybı çoktur. Bu zafer üzerine Konya Selçuklu Sultanı, Osman Gaziye sancak gönderir. Böylece Osmanlı Devleti kurulmuş olur. Bundan sonra Bizanslılar Diliskelesi?den karşı yakadaki Hersek diline asker çıkaramadılar ve önemli bir geçit noktasından mahrum kaldılar. Türklerin Koyunhisar zaferi dedikleri bu savaşın adı Bizans tarihlerinde Bafeus Savaşı olarak geçer. Yöre Osmanlıların eline ilk olarak 1326?a Aygut Alp tarafından Hereke?in kalesinin fethiyle geçtiyse de, Bizanslılar Hereke ile birlikte burayı da tekrar topraklarına kattılar.1329 palekanon zaferiyle yöreye Türk mührü vuruldu. 1337?e Aygut Alp?n oğlu Kara Ali Paşa tarafından Hereke kalesi de fethedildi.

Osmanlıların Timur ordularına Ankara yenilgisinden sonra, 1402 sonunda Timur orduları Gavur İzmir? alıp Bursa?a yönelince Yıldırım Bayezit?n büyük oğlu Emir Süleyman kardeşlerinden kız kardeşi Fatma ile küçük kardeşi şehzade Kasımı ve devletin hazinesini de yanı sıra kaçırarak alelacele Yalakdere?e oradan da tekneyle denizi aşıp Gebze Diliskelesi?e geçirmiş,sonra Darıcaya kaçarak İzmit kalesini kuşatan Timur ile Darıca Güzelcehisardan gönderdiği Şeyh Ramazan vasıtasıyla görüşmüş ve eman dileyerek Timurun bütün isteklerini kabul edip oradanda Gelibolu?a geçmiş, burada Bizans?a vardığı anlaşmayla Kadıköy, Kartal, Gebze, Dilovası, Hereke ve İzmit? Bizans? terk edildi. Yöre aralıklarla 17 yıl Bizans?n egemenliğinde kalmıştır.1419da kılıç zoruyla tekrar fethedilmiştir. 1423?e İstanbul?an bir orduyla Osmanlıya karşı ayaklanarak Diliskelesi üzerinden Herseke gelen Mehmet Çelebinin oğlu Küçük Mustafa Çelebi İznik? sokulmadı. Bursa?a yönelen Mustafa, Murad Hanın ordusuyla yapılan savaşta yenilip öldürüldü.

Diliskelesi Osmanlıların Kuruluş döneminde ticari açıdan da önemini korur. Bursa o dönemde Anadolu?a ipekçiliğin ana merkeziydi. Bursa -Istanbul Kervanyolu Herseke gelir. Yol Izmit Körfezini dolaşmaksızın Hersekten Diliskelesine geçerdi. Kervan yolcuları da Diliskelesi?deki Handa dinlendikten sonra İstanbul? doğru devam ederlerdi. İstanbul?an Bursaya gidenler içinde aynı durum söz konusuydu. Yükselme döneminde Diliskelesi?den karşı sahile yolcu taşımak için karşılıklı olarak sandal seferleri düzenlendiği bilinir. İşte 1873′te lzmit’e ulaşan ve Diliskelesi?den de geçen tren yolu Diliskelesi yöresinin ta Romalılar hatta daha evvelinde Bithinyalılar döneminden beridir süregelen ulaşım ve kervan yolcularının konakladığı tarihi bir konaklama yeri olma özelliğini bir anda silip süpürmüş, ortadan kaldırmış, buraları bağ ve bahçe olmaktan başka hiçbir işe yaramaz bir duruma düşürmüştür.

Rivayetlere göre 16.ve 17. yüzyıllarda Dilovası kervan yoluna Lefter, Valçon Voyvo gibi mahalli yerli Rum eşkıya çeteleri musallat olmuş, ticaret kervanlarının ve hac yolcularının önlerini kesip paralarını ve mallarını gasp ederler sonrada çekip giderlermiş. Bir çok sefer müslüman ahaliye yönelik cinayetlerde işleyen bu eşkıyalardan Lefter bir seferinde Yelkentepede Osmanlı askerleri tarafından yakalanıp öldürülmüş, Mezarının Çerkeşli yakınlarında olduğu söylenir. Sonraki dönemde yaşayan Valçon voyvo hiç yakalanmamış. Türk ordusundan kaçtığı bir sırada Çerkeşli civarında l3gün saklanmış. Bir seferinde Gebze?in Camidüzü köyünü basacağını haber vermiş, yada basıp ahaliyi soymuş.

Köylüler tepeden köyümüz görülüyor diye ovaya inip dağların arasına saklanmışlar ve eski köylerini terk ederek burada bu günkü Ovacık köyünü kurmuşlar. Valçon voyva denen Rum eşkıyasının soyduğu altınlara tek başına konabilmek için Taşköprü tarafındaki bir mağarada uyurlarken bütün arkadaşlarını öldürüp altınları tek başına alıp kaçarak kayıplara karıştığı da anlatılır. Rivayetdir ki bundan sonra bu mağaranın adı kemikli mağara olarak kalmış. (Tepemanayır köyünden Ahmet Sezgin(1909-1996) sağlığında Tepemanayır köyü yakınlarındaki Ballıkayalar mevkiindeki mağaralardan birinde gençliğinde insan iskeletleri gördüğünü bana anlatmıştı. Belki de söz konusu olayın geçtiği mağara burasıydı. Yine Şaban İsmail Kabaca ve Eskişehirli Mehmet ile Ağustos 1986?a Çerkeşli köyüne 5 km. mesafedeki Altınoluktaki kaya mezarından Çerkeşli?e doğru geri dönüşümüzde kayaların arasına oyulmuş oda büyüklüğündeki insan yapması besbelli olan barınak tipi bir mağaraya rastlamıştık.

Yine rivayet edilir ki eski zamanlarda İstanbul?a Osmanlı padişahının aşçısı olan bir Rum, memleketinde önemli bir işinin çıktığı bahanesiyle padişahtan bir süre için izin istemiş. Gebze bölgesine gelip topladığı bir kaç adamıyla silahlanıp birlikte Gebze ve Dilovası güzergahındaki tarihi ipek yolundan işleyen ve develerle İstanbul?an Anadolu?a, Anadolu?an da İstanbul? giden ticaret kervanı katarlarının yolcularını soymaya başlamış. Bu sayede yükü epeyce tutan Rum eşkıya başı, çaldığı altınları kimsenin ya memleketindeki yakınlarına kaçırır ya da kimsenin bulamayacağı yerlere saklarmış. Aradan yıllar geçmiş bu eşkıya başı yakalanmış. İzmit? götürülerek sancakbeyinin emriyle idam edilmiş. Bunu duyan padişah da çalınan altınların yerini söyletmeden eşkıya başını astırdığı için valiyi cezalandırmış. Bu hikaye ne kadar doğrudur bilinmez.

Bilinen o ki Gebze?en deve kervanları ile işleyen yolcular her dönemde yörenin yerli Rum eşkıyalarının iştahını kabartmış bu sebeple Gebze, Dilovası ve Hereke civarında birçok kervan yolcusunun önü eşkıyalar tarafından kesilmiş. Paraları, malları ve altınları gasp ile bazen de canlarına kast edilmiştir. Bu eşkıyalar zaten dağlarda ve sık ormanlarda barındıkları için o zamanın imkanlarıyla devletin kolluk kuvvetleri tarafından yakalanmaları çok zor oluyormuş. Osmanlının son dönemlerinde yörede önceki asırlara ait eşkıyalık hikayeleri anlatmakla bitip tükenmezmiş. Hatta bu tür hikayeleri anlatan kitaplar bile basılmış.

Hakikatten bir taraftan karadan Müslüman Türk köylerini soyan Rum eşkıyaları, bir taraftan Anadolu?un ortasından toparlanıp devlete İsyan ederek buralara kadar gelen Celali eşkıyaları, öte taraftan denizden İtalya yarımadasından kalkıp İzmit körfezine kadar girebilen Cenevizlilerin korsan gemileri yöreyi yağma ve talan etmiş, her asırda vuran ve bölgemizde binlerce insanın ölümüne yol açan veba salgınları ve kıtlıklar olurmuş.  Her savaşta cephelere savaşa gönderilen ve geri dönemeyen yüzlerce genç delikanlıya ne demeli. Anlaşılan Gebze yöresinin fakir halkının yüzü hiç gülmemiş, Gebze ve Dilovası yöresi Yerli Rum eşkıyalarının yanı sıra aşırı vergi alınması yada yöneticilerden de hoşnut olunmaması sebebiyle Osmanlı Devletine ayaklanarak İç Anadolu Bölgesinden İstanbul? doğru gelen kızılbaş taifesinin de isyanlarına maruz kalmıştır. Ayrıca Anadolu?a çıkan birtakım askeri isyanlar sonucu asiler buralara kadar gelip gasp, soygun ve talanlar yapabilmişlerdir.

Bunların belli başlıcaları, 1550-1590 arasında aralıklarla işsiz kalan medrese öğrencilerinin isyan ederek yerel halka karşı eşkıyalık faaliyetlerine girişmeleri. Kocaeli Sancakbeyleri tarafından ara ara sindirilmiş, ancak tekrar tekrar baş göstermiş. İsyanlar bütün Kocaeli ve Sakarya çapındaymış.1634?e fakirlik dolayısıyla kervan yolları üzerindeki Gebze?e, Dilovası?a,Tavşancıl?, Hereke?e, Yarımca?a ve Taşköprü köylerine yönelik olarak bir gurup eşkıyanın düzenlediği gasp ve soygun olayları.

Artık halkın can güvenliği kalmamıştı. İzmit?eki Yeniçeri ocağı bu isyanları bastıramaz olunca İstanbul?an yola çıkan Bostancıbaşı Kartaldan başlayarak bölgemizdeki eşkıyaları birer ikişer temizledi. Elebaşı olan ?baza?asıldı. Yerel eşkıyalıklar yinede azalsa bile devam etti.1635te görülen Abaza isyanları da şiddetle bastırıldı. 1643?e Nasuhpaşazade Hüseyin Paşanın isyanı çıktı. Gebze dolayları tamamen isyancıların eline geçti. İstanbul?an yola çıkan Kara Mustafa Paşa isyanı bastırarak asileri şiddetle cezalandırdı. 1649?a Kara Haydar, Katırcıoğlu, Gürcü Abdünnebi, Kazaz Ahmet Abaza Hasan Paşa gibi bir çok asi birbirlerine müttefik olarak ya da yakın zamanlarda Osmanlı yönetimine karşı isyan ettiler. Asiler Gebze ve Dilovası civarını tamamen ele geçirdiler, 2 Temmuz l649da Gebze kırsalında Hükümet kuvvetleriyle yapılan savaşta İsyancılar yenildiler. İsyancılar orta Anadolu?a kaçtılarsa da yöre tam olarak eşkıyalardan temizlenemedi, 1658de Anadolu?a ayaklanan AbazaHasan paşanın kuvvetleri Gebze bölgesine gelerek kontrolü tamamen ele geçirdiler. Dilovası?da ve köylerde yol kesip halkın paralarını gasp ettiler. Padişah ve Köprülü Mehmet Paşa Üsküdar? asker çıkarıp asilerin üzerine yürüdü. Gebze?e 7, Diliskelesi?de 100, Herekeyi geçince 5 asinin kılıç darbeleriyle kafası kesildi. Kocaeli genelinde 1000 asi öldürüldü. Kalan asiler Orta Anadolu?a kaçtılar.

Daha önce Osmanlı devletine karşı ayaklanmış olan Ciridoğlu 1691de yine ayaklandı. Gebze bölgesini köyleriyle birlikte ele geçirip Üsküdara kadar ilerledi. Fakat Osmanlı kuvvetlerinin kendisini tuzağa düşürüp yok edeceğini anlayınca Çamlıca yolu, Alemdağı ve Gebze tepeleri üzerinden Adapazarı?a doğru hızla kaçtı. l700?eTaşköprü köylerinde eşkıyalar kol geziyordu. Duraklı Kırk kuyular mevkiinde Türk askerlerinden kaçan eşkıyaların kayaları oyup kendilerine barınaklar yaptıkları görülür. Dilovası yolundada soygunlar sürdü. 1844?e köy 71 hane 355 nüfusluydu. 1912 Ekiminde, 4 küçük Balkan devletinin Rumeli?eki Osmanlı topraklarına saldırmalarıyla başlayan Balkan Savaşı tarihimizin en hazin yenilgilerinden biri olmuştur. Bu tarihlerde vatani görevini İstanbul?n Okmeydanı semtinde Türkiye?in ilk telsiz operatörü olarak sürdüren Gebze?in Çerkeşli köyünden denizci asker Rıza Çavuş 1913?e Bulgar askerlerinin Edirne?i işgal etmelerine telsiz anonsuyla şahit olmuş, Edirne Müdafii Şükrü Paşanın telsiz anonsuyla İstanbul?aki Padişah Mehmet Reşat?an yalvararak ve ağlayarak asker ve silah yardımı istediğine şahit olmuş, ancak ne yazıktır ki eldeki imkanlar yeterli olmadığından istenen yardım yapılamamış ve Edirne?in düşmesi çaresizlik içerisinde gözyaşlarıyla telsizden izlenmiştir.

28 Temmuz 1914?e başlayan Birinci Dünya Savaşının ardından henüz savaş dışında olmamıza rağmen 2 ağustos 1914′te bütün Osmanlı ülkesinde seferberlik ilan edildi. Bütün yurt çapında bu arada Gebze ve köylerinde davullar çalınarak eli silah tutan her müslüman evladı savaşa çağırıldı. Osmanlı devleti bu savaşa İngiltere?in yanında girmek istedi, Ancak Arabistan yarımadasındaki petrol zenginliklerinde gözü olan İngiltere buna yanaşmadı. Ekim l9l4te Akdeniz?e İngiliz donanmasının kovaladığı Goben ve Breslav isimli savaş gemileri ile Çanakkale Boğazını geçip Osmanlı devletine sığındılar. Bu gemileri satın aldığını açıklayan Osmanlı hükümeti de gemilere Yavuz ve Midilli isimlerini verdi. Ancak İstanbul? çekilen gemilerin mürettebatı değiştirilmeyince gizlice Karadeniz? açılan gemiler Rus tersane ve limanlarını bombaladılar. Böylece 28 Ekim 1914?e Osmanlı devleti sonunu hazırlayan İngiltere, Fransa ve Rusya?a karşı Almanya?ın yanında savaşa girmiş oldu.

KÖYÜMÜZDEN ŞEHİT VE GAZİLER DE VAR?

Gebze?in Çerkeşli köyünden olup vatani görevini denizci olarak İstanbul Okmeydanı?da yapan Rıza Çavuş birliğinde telsiz operatörü olarak görev yaptığı sırada yapılan muharebelere telsiz anonsuyla bizzat katılmış, Goben ve Breslav isimli gemilerin Çanakkale boğazını geçip Osmanlı devletine sığınmasına yine bu iki geminin Karadeniz? açılıp Rusya?ın Odessa ve Sivastopol limanlarını topa tutmasına, bu gemilerden Türklerin Midilli adını verdikleri Breslavın Karadeniz?e batırılışına bizzat telsiz anonsuyla şahit olmuş. Osmanlı devletinin Birinci Dünya savaşına girmesi üzerine Padişah Mehmet Reşat?n Fetih suresini okuyup moral kazanmalarını sağlamak için askerlere para dağıtmasına şahit olmuş, Birinci Dünya Savaşı süresince Okmeydanı?daki vatani görevine devam eden Rıza Çavuş, bu arada başçavuşluk rütbesine ulaşmış ve savaşın son bulmasından sonrada ordudan terhis edilip Çerkeşli köyüne dönmüştür.(Rıza Çavuş Gebze?in eski belediye başkanlarından Sedat Tüzenin dedesidir.) Gebze?in Çerkeşli köyü de Seferberlik yıllarında çeşitli cephelerde meydana gelen savaşlarda 20-25 civarında şehit vermiştir. Örneğin bu köyden Şerif Mehmet 1915te Çanakkale Cephesinde İngiliz, Fransız ve Anzaklara karşı savaşıyor. Hastalanıp köyüne geri dönüyor. Ancak dönüşünde bölük komutanının kendisine verdiği Kuranı Kerimi hiç yanından ayırmıyor. Aynı yıl köyünde ölüyor. Celal (Koç) şimdi Polonya?ın sınırları içerisinde kalan Galiçya Cephesinde 1916?a Almanya ve Osmanlı Devletinin hesabına Ruslarla çarpışıyor. Çenesinden vurulup yaralanarak Gazi oluyor. Yaralı olarak köyüne geri dönebiliyor. Mehmet Kahya Galiçya cephesinde Ruslarla çarpışıyor. Köyüne sağ salim olarak geriye dönebiliyor. Savaş sonrasında bölük komutanı olan Yüzbaşı Ragıp (Gümüşpala) Bey Çerkeşli köyüne Galiçya Cephesindeki silah arkadaşlarını ziyarete gelip bu ziyaret sonrasında Çerkeşli köyünden evleniyor. Ethem usta ise Galiçya cephesinde ayağından yaralanıp köyüne geri dönebiliyor. Seyit Ali Çavuş 1916?a Galiçya cephesinde Ruslarla çarpışırken esir ediliyor. 15 yıllık bir esaret hayatından sonra köyüne geri dönebiliyor. Bu köyden başka savaş esirleri de var. Cemal ağa ve Mustafa ağa isimli iki kişi 1915-1916?arda Yemen cephesinde İngiliz askerleriyle savaşırken şehit ediliyor. Yine Cemal isimli biride 1916′da  Ruslara, 1917′de de Arabistan cephesinde de İngiliz ve Araplara karşı savaşıp köyüne geriye dönebiliyor. Arifoğlu Mehmet isimli birisi Seferberlik yıllarında vurulup şehit düşüyor, ancak hangi cephede şehit düştüğü bugün için belli değil. Alioğlu Ömer, Hafız Ali ve Şükrü isimli şahıslar çarpıştıkları cephelerden köylerine sağ salim olarak geriye dönebiliyorlar. Yine Çanakkale cephesinde İngiliz, Fransız ve anzaklara karşı savaş verip köyüne sağ olarak dönebilen kimseler var. Mesela Seyit Osman isimli biriside Arabistan Cephesinde İngiliz birliklerine karşı çarpışıp Anadolu?a yaralı olarak dönebiliyor. Çerkeşli köyüne hiç uğramaksızın 1921′de Anadolu?a Yunanlılara karşı verilen Ulusal Kurtuluş Savaşına iştirak ediyor. 1921′de Birinci ve İkinci İnönü meydan muharebeleri ile Sakarya Meydan Muharebesine, Ağustos-Eylül 1922?e de Başkomutanlık Meydan Muharebesine (Büyük Taarruza) makinalı tüfek nişancısı olarak katılıyor. Kendi tabiriyle bu savaşlar sırasında başındaki saçının telleri kadar (binlerce) Yunan askerini öldürme imkanını buluyor. Anadolu Yunan işgalinden temizlendikten sonrada köyüne geriye dönebiliyor. İbrahim isimli biriside Yemen Cephesinden İngilizlerle çarpıştıktan sonra seneler sonra köyüne geri dönebiliyor. .Mustafa ve Beyti Kadir?n Ağabeyi Mehmet Çanakkale Cephesinde şehit düşmüş olup yine Mehmet ve İbrahim isimli iki kişide 1915?e Çanakkale cephesinde şehit düşmüşlerdir. Mustafa oğlu Şerif Ali de Seferberlik yıllarında(1915?e) Çanakkale Cephesinde savaşıp köyüne sağ salim olarak dönebilmiştir. Çerkeşli köyünün günümüzde adı sanı unutulmuş daha bir çok şehidi bulunmaktadır.

ÇERKEŞLİ?E MİLLİ MÜCADELE YILLARI ve YAHYA KAPTAN

1919-1922 yıllarındaki Arnavutların Yeniköy rumlarına karşı çetecilik yaptıkları dönemlerde Arnavut asıllı Yahya Kaptan bu köye sık sık uğrar köylülerle sohbet ederdi. Gebze bölgesinde yüzlerce taraftarı olan Yahya Kaptan Çerkeşli?en Celal Çavuş, İbrahim Çavuş ve Rıza Çavuş gibi kimselerle yakın arkadaş idi. Köye uğradığı zaman köylülerin düğün ve derneklerine iştirak ederdi. Yine Arnavut çetecilerden Kara Arslan sık sık bu köye uğrayanlardandı. Ocak 1920?e Yahya Kaptan Tavşancıldaki karargahına İstanbul?an gelen 90 kişilik bir kuvvet tarafından baskın yapılıp öldürülünce onun yerini Kara Arslan aldı. Onun Kuvayi Milliye tutkunu silah arkadaşları da Kara Arslan?n etrafında toplanmaya başladılar.

Kara Arslan da Çerkeşli köyünden bir çok kimseyle yakından arkadaştı. Kendisinin Gebze köylerindeki bütün köylüler ile arasının iyi olmasına rağmen bir gün Yukarı Hereke?e Çerkeşli köyünden Ahmet Çavuş kendisine karşı gelir. Tartışma kısa zamanda büyüyünce Kara Arslan silahını çekip Ahmet Çavuşu öldürmekle tehdit eder. Olayın büyüdüğünü farkeden Ahmet Çavuş ölüm korkusuyla susar ancak bu seferde hırsını alamayan Kara Arslan onu köy meydanında köylülerin gözü önünde döver. (Hasan İzzettin Dinamonun Yahya Kaptanın Gebze bölgesindeki mücadelelerini anlatan Tavşancıl Hikayesinin sonu isimli eserinde Ahmet çavuşu dövenin Yahya Kaptan olduğundan bahsediliyorsa da Ahmet Çavuşun oğlu babasını dövenin Kara Arslan olduğunu açıklıyor.) 16 mart 1920?e İstanbul İngilizlerin işgaline uğrayınca padişahı sevip saymalarına ve ondan Halife hazretleri diye bahsetmelerine rağmen Osmanlının artık bittiğine kanaat getiren Gebze ve köylerinin ahalisi kurtuluşun Ankara?a hükümet kurmaya uğraşan Mustafa Kemal Paşada olduğunu görüp Ankara?aki Kurtuluş hareketlerini desteklemeye başladılar. Bu amaçla Kara Arslan gibi Ankara hesabına çalışan çeteciler Usküdar?aki İngiliz Cephanelerinden silah kaçırırlarken Gebze?in köylüleri de onlara yardımcı oldu. Dişinden tırnağından arttırıp onları besledi. Üsküdar?an kaçırılan silahların çok zamanda Demirciler, Çerkeşli güzergahı kullanılarak Anadolu?a kaçırıldığı bilinmekteydi. Yine Kahraman Türk denizcileri İstanbul?an yükledikleri silah ve cephaneleri bu işten para kazanan Fransız ve İtalyan subaylarının da yardımlarıyla Marmara Denizi ve İzmit Körfezi yoluyla İzmit? kaçırıyorlar bu silahlar oradan da Yunanlılara karşı kullanılmak üzere Anadolu?a gönderiliyordu. Gebze?eki teşkilatlanmada bayağı büyüktü. Yenibahçeli Şükrü Bey ve yüzbaşı Dayı Mesut?n kurduğu Osmancık taburu Gebze?en Maltepe?e kadar olan bölgeye de tamamen hakim olmuş, Gebze Ankara Hükümetine bağlı kurtarılmış bölge olmuştu. 17 haziran 1920′de İngiliz amirali De Reberk, Lord Kurzon? bir mektup göndererek ?ustafa Kemalin askerleri Gebze?e kadar geldi. Haydarpaşa ve Üsküdarı Kemalistlerin basmasından korkuyoruz?diyordu. Aslında bu kuvvetler Kara Arslan, Küçük Arslan gibi çetelerinde destek verdiği Gebze köylülerinin de içinde bulunduğu mahalli kuvvetler idi. Ancak İngilizlerin gözü korkmuştu. Bu durumu fareden İngilizler çareyi İzmit ve Diliskelesi?e asker çıkartmakta buldular. 18-19 temmuz 1920 gecesi Derince?e yanaşan iki vapur İngilizlerin himayesinde binden fazla askerden oluşan bir Yunan kuvvetini peyderpey karaya çıkarmaya başladı. Bu bölgeyi gözetleyen Osmancık taburu 24. fırkaya durumu bildirmiş ve Yıldırım taburuna da bilgi verilmesini istemiştir. 20 temmuzda Gebze?e çıkan bir süvari alayı Tavşancıl-Çerkeşli-Köseler köyleri istikametinde müsademe ederek ilerlemeye başlamıştır. Ertesi günüde bu birlikler ile birlikte bir tabur piyade ve bir top araziyi taraya taraya ilerlemelerini sürdürdüler. Tavşancıl köyüne gelen İngilizler bazı kimseleri tutukladılar. Çerkeşli köyü civarında yapılan bir müsademeden sonra Osmancık taburu tamamen dağıldı ve tabur kumandanının yanında sadece l0 kişi kaldı. Milli Alay kumandanı, çeteci Arslan Kaptana 50 kişilik müfrezesi ile bölgeye gitmesini ve yeniden teşkilatlanmasını emretti.Gebze?in kırsal alanını taraya taraya ilerleyen İngilizler İzmit? doğru gittiler.

Askeri arşivlerde bu konu şu şekilde açıklanır:

13 temmuz 1336 (m.25 Temmuz 1920) günü İngiliz kuvvetleri topçu ateşinden sonra Gebze?e taarruz etmiş, Diliskelesi?e çıkartma yapmış ve Gebze?i işgal etmiştir. Gebze?i savunan Osmancık Taburu üstün İngiliz kuvvetlerinin taarruzu karşısında Gebze?i boşaltarak l5 kilometre kuzeye çekilmiştir. Yöre l00 gün kadar İngilizlerin denetiminde kaldıktan sonra İngilizler bölgeyi Yunan askeri birliklerinin denetimine veriyor. 26 ekim 1920?e Dilovası?a Yunan askeri birlikleri çıkıyor. Diliskelesi?deki tren istasyonunda karargah kuran birlik hem İzmit körfezini hem de çevre köyleri buradan denetliyor. Köy milli mücadele yıllarında çok sıkıntılı günler geçirmiştir. Rumi 1336?a (m. 1920) Çerkeşli köyüne gelen Yunan askeri birlikleri köyü kuşatmışlar ve köy halkını sıkıştırarak zorla Yunan askerlerinden memnun olduklarına dair mazbata düzenlemelerini istemişlerdir. 1988?e Çerkeşli köyünün en yaşlısı olan (1989?a öldü) ve Kaymakam Muharrem olarak bilinen 90 yaşındaki Muharrem Deniz 1920 yılının sonlarında Çerkeşli Köyüne yapılan bir Yunan baskınını şöyle anlatıyordu:

?ir seferinde köyümüze baskın düzenleyen bir Yunan askeri müfrezesi köyümüzü yakmak yada topa tutmak istiyorlardı. Köylüleri camiye topladılar. Caminin etrafına gazyağı dökerek camiyi ve içindeki köylüleri canlı canlı yakacaklarını söylediler. O sırada çiftliklerde çalışan ve civarda sülük toplamakta olan Darıcalı iki Rum, Yunan askerlerinin yanına gelerek Çerkeşli köyünün insanlarının çok iyi kimseler olduklarını, kendilerine iş verdiklerini ve çok yardımları dokunduğunu söyleyerek askerleri ikna edip köylüleri diri diri yanmaktan kurtardılar. Buna rağmen köydeki bir kaç eve yönelik gasp ve soygun yapan Yunan askerleri bütün bu yaptıklarından sonra köyden çekip gittiler.?

Bu dönemde İstanbul?an İngiliz cephaneliklerinden aşırıp teknelere yükledikleri cephaneleri İzmit Körfezi yoluyla İzmit? kaçıran bir tekne Diliskelesi burnu açıklarında Yunan hücumbotları tarafından yakalandı. Yunanlılar silah ve mühimmata el koyduktan sonra teknenin kaptanını diri diri yakarak öldürdüler. Yine bir seferinde silah yüklü bir tekne Yunan hücumbotlarının kendilerine doğru geldiği bir sırada çekilen İngiliz bayrağı sayesinde kontrolden kurtulmuş, Yunanlılar çekip gitmişlerdir. Ancak yinede deniz yoluyla İstanbul?an İzmit? silah kaçırmalar son hızla devam etmiştir.

İşgal yıllarında (1920?e) bu köyde meydana gelen diğer önemli bir olay ise; köyde düğün yapıldığı bir sırada Çerkeşli köyüne gelme olan Ali Beyin Yukarı Hereke?en Çerkeşli?e gelen Pomak Osman isimli bir şahıs tarafından öldürülmesi olayıdır. Gebze Bölgesini işgal eden Yunan birlikleriyle işbirliği yapan bu sebeple de köyde hiç kimse tarafından sevilmeyen Ali, Aşağı Hereke köyündeki hali fabrikasından haracını almış Çerkeşli köyüne dönüyor. Yukarı Hereke?en gelen Pomak Osman da Ali Bey ile köy meydanında önceki bir hadiseden dolayı şiddetli bir tartışma yaptıktan sonra Pomak Osman silahını ateşleyerek Ali?i kafasından vurup öldürüyor.

Bu dönemde Hasan ve Hüseyin isimli şahıslar Rum çeteleri tarafından ayrı ayrı zamanlarda kaçırılıp babalarından yüklüce fidye istenmiştir. 1921?n 27 haziranında Türk birlikleri İzmit? kadar ilerleyip şehri Yunan işgalinden kurtarınca İstanbul boğazının güvenliğini tehlikede gören İngilizler Gebze bölgesini Yunanlılardan devir aldılar. Öte yandan Gebze ve köylerindeki bütün Yunan askerleri ile binlerce Bizans artığı yerli Rum telaşa kapıldılar ve cezalandırılma korkusuyla Darıca limanına yanaşan bir Yunan Savaş gemisine binerek alelacele Gebze yöresinden kaçtılar. Türk askerleri Gebze istikametine ilerlerken İngilizler Yarımcaya bile girilse silahla karşılık vereceklerini bildirip Türk askerlerinin daha da ileri gitmesini durdurdular. Böylece yöremizde ikinci defa İngiliz işgal dönemi baş gösterdi.

YENİKÖY BASKINI

O dönemlerde Rum çeteleri Gebze yöresindeki Türk köylerini basıp halkı soyuyor, köylülere illallah dedirtiyordu. Özellikle Şile?in Yeniköyündeki Rum Anesti çetesi milleti canından bezdirmiş suçsuz yere birçok Türk? öldürmüştü. Yunan askerleri Gebze yöresinden gittikten sonra 1922 yılı ilkbahar mevsimi sonunda bunun öcünü almak isteyen Arnavut asıllı Türk Çetebaşları Küçük Aslan ve Darıcalı Kaplan Gebze köylerinden adam toplamaya başladılar. Amaçları Şile bölgesindeki Şer yuvası olan Rum Yeniköyüne baskın düzenlemekti. Bu köydeki çeteler defalarca Türk köylerini basmışlar, Gebze bölgesinde onlarca günahsız köylü vatandaşı öldürüp paralarını ve mallarını yağmalamışlardı. Esasen bu köyün basılması olayı Ocak 1920 tarihinde gerçekleşecekti. Yeniköy yaklaşık 3000 hanelik bir Rum köyüydü ve Kocaeli -Yarımadasındaki Rum çetelerinin birçoğu bu köyde barınıyordu. Celal Çavuştan nakille gelen bilgiye göre Ankara?a bulunan Mustafa Kemal Paşa Kuşçalı telgrafhanesinden Yahya Kaptanın, Darıcadan Karaaslan, Çerkeşliden Celal Çavuş ve diğer Arnavut çetelerininde desteği sağlanarak ve tanıdıkları bütün arkadaşlarını toplayıp Şilenin Yeniköyünün basılmasını ve bu fesat yuvasının tamamen dağıtılmasını istemişti. Ancak Yahya Kaptan belki de böyle bir baskının istihbaratı yapılıp önüne geçilmek için 8 Ocak 1920?e İngilizlerin tertibiyle Tavşancıl köyünde Üsküdar ve Gebze jandarma kuvvetlerin tarafından yakalanıp şehit edilince bu emir yerine getirilememişti.Ancak artık tamda zamanıydı. Darıca, Gebze, Demirciler, Ağren, Cumaköy, Kadıllı, Ovacık, Mudarlı, Denizli, Köseler ve Çerkeşli ve diğer birçok Türk köyünden toplanan 600 kişilik silahlı bir gurup Kara Arslanın önderliğinde Yeniköy? baskın yapmaya gitmişlerdi. Bu baskına Çerkeşli köyünden de l5 kişi katıldı. Bu kimseler Kahya Mehmet, Muharrem (Deniz), Salim (Erdem), Rasim (Durak), Alaattin Çavuş, Celal Çavuş, Rıza Çavuş ve Kardeşi İbrahim (İhsan) (Tüze) ve ismini bulamadığım birkaç kişi daha. Yeniköy baskınına katılanlardan Kaymakam Muharrem o baskını şöyle anlatıyor:

?ltıyüz kişilik bir gurupla Yeniköye gittik. Köyün etrafını çevirdik. Gece sabaha karşıydı, Köyün etrafında ateşler yaktık. Rum eşkıya başısı bu köyde barınıyordu. Kendilerine teslim olun diye haber saldık. Küfür ederek karşılık verdiler. Çok ağır küfürler ediyorlardı. Hücum emri verildi. Köye girdik. Köyde bütün evler ateşe verildi. Bu sırada asıl yakalayacağımız adamlar kaçtı. Pek azını yakalayıp öldürebildik. Köyde tek bir rum kalmadı.?iyor.( Yine bu baskına katılanlardan birisi sağlığında Şaban İsmail (Fehmi) Kabaca?a anlatmış. Anlatılana göre yeniköy baskını ise şöyle: Darıcalı Arnavut Kara Arslan adındaki çetebaşıyla birlikte Yeniköy baskınına gidilmiş, Rumlar, Türk çetecilerinin geldiğini görünce ateş etmeye başlamışlar. Bunun üzerine baskıncıların arasında bulunan Çerkeşli köyünden Kahya Mehmet Rumca bildiği için onlara kendi dillerinde ?Ateş etmeyin bizde sizdeniz?diye bağırmış, Rumlarda ateşi kesmişler. Böylece köye iyice yaklaşıldığı bir sırada baskına başlanmış, köy çevrildiği halde bir tarafı mahsus açıkta bırakılmış, çatışma olduğunda Rum erkekleri kaçsında Türklerden ölen az olsun diye. bütün Rum çetecileri dar bir boğazdan kaçıp kurtulmuşlar, Köyde sadece kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kalmış. Yeniköy tamamen ateşe verilmiş. Bütün evler yakılırken Rıza ve Ihsan Tüze isimli kardeşler yanarak ölmesinler diye kadın ve çocukları alevlerin arasından kurtarıyorlarmış. Bundan sonra Gebze?in hiçbir köyüne Rum baskını olmamış.)

1922?in mart ayında İngilizler iyi niyet gösterisi olarak mart 1922?e Gebze yöresinden çekilip buraları silahsız ve tarafsız bölge ilan ediyorlar. Ancak Tuzla yöresi İngilizlerin kortrolünde kalıyor. Buda Çerkeşli köyünden bazı kimselerin Gebze?en Ankara?a gidip sonrada Kurtuluş Savaşına katılabilme imkanlarını doğuruyor. Çerkeşli köyünden olup 26 ağustos 1922?e başlayan büyük Taarruza katılan Nazmi Çavuşun görev aldığı birlik (Albay Dadaylı Deli Halit Beyin komutasındaki birlik) 1 eylül 1922 tarihinde Uşak civarında puslu bir havada Yunan orduları başkomutanı Orgeneral Trikopisi onbeş subay ile birlikte yakalayıp esir eden birlik imiş. Nazmi Çavuş bu tarihi olaya bizzat şahit olmuştur.

(Trikopisin atıda bu sırada ele geçirilmiştir. Trikupisin atı doru imiş. savaş sonrasında Tümgeneral Nurettin Paşaya verilmiş. Bu at daha sonra Gebze?eki ağır topçu alayına verilmiş. Buradada birkaç sene kaldıktan sonra Haydarpaşa Askeri Veteriner tatbikat okuluna gönderilmiş) (Kaynak l şubat l988 tarihli Türk dünyası tarih dergisi)

Yine Çerkeşli Köyünden Seyit Osman?n Kurtuluş Savaşı yıllarında 1921?e Inönü ve Sakarya Savaşlarına 1922dede Başkomutanlık Meydan Muharebesi adıyla da bilinen Büyük Taarruza makinalı Tüfek Nişancısı olarak katılıp bu savaşlarda binlerce Yunan askerini öldürme veya yaralama gibi bir şansı değerlendirdiği bilinir. Yine Çerkeşli köyünden olup Seferberlik sonrasında Kurtuluş Savaşına katılarak Doğu Anadolu?a Kazım Karabekir Paşanın komutasında orduda Ermeni Birliklerine karşı savaşan İdris bu sırada birkaç da Ermeni Kellesi almış. Yine Çerkeşli Köyünden olup Kurtuluş Savaşına ?çatılabilenlerden Hüseyin (Arın)?n birde İstiklal Savaşı Madalyası bulunuyormuş. Bu kimselerin tamamı savaş sonrasında köylerine geriye dönebilmişler. Çerkeşli köyünden birde Tepçi Ahmet var ki, oda 1922?eki Büyük Taarruza katılmış ama köyüne geri dönememiş. Çünkü o, bu savaşta şehit düşmüş. Ama zaferi kazanan Türkiye olmuş. Hemen 1.5 ay sonra imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşmasıyla Gebze yöresi Türk birliklerine bırakılmış.

Ekim 1922?e Gebze düşman işgalinden kurtarıldıktan sonra yüzbaşı Ragıp (Gümüşpala), Refet (Bele) Paşa Kocaeli Gurup Kumandanı Deli Halit Paşa askerleriyle silah ağırlıklarıyla birlikte Çerkeşli köyüne gelmişler, Askerler bir süre köyde barınıyorlar. Galiçya cephesinden silah arkadaşlarını bulan Yüzbaşı Ragıp Bey köyde onlara misafir oluyor. Sonrada Çerkeşli köyünden evleniyor.

Kurtuluş Savaşı sona erip Lozan görüşmelerinin yapıldığı bir sırada 18 Ocakta Yarımcadaki askeri birlikleri denetleyen Mustafa Kemal Paşa Hereke?en o sırada Lozan?a görüşmelerini sürdüren İsmet Paşayı aradı. Telgraf metni şöyledir:

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinden Lozan?a İsmet Paşa Hazretlerine

Şifre Tel No 276 18.1. 1339 (1923)

İki üç günden beri Fevzi ve Kazım Karabekir Paşalar hazeratı ile birlikte orduyu teftiş etmekteyiz. Bu telgrafı Hereke?en yazıyorum. İki gün sonra Bursa ve Balıkesir mıntıkalarına geçip teftişata devam edeceğiz. Malumat Muhabbet. Başkomutan Mustafa Kemal?

aynı gün Tavşancıl ve Çerkeşli (Dilovası kesimi) köylerindeki askeri birlikleri de denetleyen Mustafa Kemal Paşa yapılan tatbikatları izledi. Ardından Başkomutanlık treniyle Gebze

istasyonuna geldi. Yanında Fevzi Çakmak Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Yazar Halide Edip, Gazeteci Mecdi Sedrettin, Cevat Abbas bey ve Paşanın yaveri Topal Osman vardı.

Cumhuriyet Döneminde Çerkeşli :

Gelelim Cumhuriyet dönemindeki Çerkeşli köyüne; Bu köy önce 1928?e ilkokula kavuştu 1941de yeni ilkokul kuruldu. 0 dönemlerde köy olarak o civarda yalnızca Tavşancılda okul vardı. Çerkeşli okula kavuşan ikinci köyümüzdür. 1935 yılında yapılan nüfus sayımında Çerkeşli köyünün nüfusu 656 olarak belirlendi. Bu nüfusun 326sı erkek 330u ise kadınlardan oluşuyordu. Köy camii 1956 ve 1991 yıllarında esaslı birer onarım görmüş olup son onarımda yeni şadırvan ve tuvaletler eklenmiştir.

1967 Kocaeli yıllığında, 1965 yılı Çerkeşli köyü için şu bilgiler veriliyor: Toplam nüfusu 808, bunun 433ü erkek, 375i kadınlardan oluşuyor. Köyde okuma yazma bilenlerin sayısı ise 52l kişi. Bu köy o dönemde Hereke nahiyesine bağlıydı ve Gebze?in Tavşancıl (n.1296), Kalburcu (1042), Güzeltepe (907) ve Tavşanlı?820) dan sonra en büyük köyü idi.

Çok yakın bir tarihe kadar Çerkeşli köyünün sınırı Izmit Körfezine kadar iniyordu. Eynerce deresi ile Dilderesi arasındaki Diliskelesi ya da Dilovası olarak adlandırılan kesim Çerkeşli köyüne aitti. Dilderesinin diğer kısmı, Eynerce deresinin diğer kısmı Tavşancıl köyüne aitti. Dilovası kesiminde Çerkeşli köyünün bağ vebahçeleri bulunuyordu.1955? doğru yaptırılan E-5 karayolu Dilovasındanda geçirildi. Buraları değer kazandı.Buralarda ilk olarak 1960?arda Marshall Boya Fabrikası,l966cja Çolakoğlu,ardından Basf Sümerbank,Nasaş, Diler Demir, Olmuksa -Alemdar gibi birçok fabrika kuruldu. Çerkeşli?in Dilovası kesimi artık bağlık bahçelik değil, sanayi alanıydı.1965ten sonra Dilovası kesimi sanayi alanı olunca yeni işsahaları açıldığından buraya Doğu Anadolu bölgelerinden göçler başladı. Artık bağ ve bahçe yerleri çoktan satılmış, buraları yerleşim alanı olmaya başlamıştı. 1970? gelindiğinde Çerkeşli?in nüfusu l226 olarak belirlendi. Bu nüfusun 350 kişilik bölümü aşağı kesimde kalıyordu. Bu tarihte Aşağı Çerkeşli?in adı bile yoktu. Ne Aşağı Çerkeşli ne de Dilovası deniyordu. Bu mevkiinin adı o yıllarda E-5 karayol kenarındaki Koç gurubunun bir kuruluşu olan İzocam fabrikasının adıyla anılıyordu, Yada o civarda İzocam fabrikasının işçi lojmanları vardı sekiz evler diye. İşte bu yüzden mevkiinin adı bazen Sekizevler olarak da anılmıştır. Ancak arazinin büyük bir bölümü Çerkeşli köyüne birazı da Muallim köyüne ait bir durumdaydı.

DİLOVASI

1975?en sonra göçler iyice arttı. Artık Çerkeşli köyünün ahalisi de aşağı kesime inmeye başlıyordu. Ancak yinede nüfusun büyük bir bölümünü Karslılar, Ağrılılar, Erzurum ve Gümüşhaneliler oluşturuyordu. 1980?e nüfus  4000 leri buldu. 1985?eki sayımda ise 7227 kişilik nüfus ile Çerkeşli, Kocaeli bölgesinin en büyük köylerinden birisi durumundaydı. Bu nüfusun sadece l080 kişilik (204 hane olmak üzere) bir bölümü Yukarı Çerkeşli?e ikamet ediyordu. Komşu köy olan Muallim köyün nüfusu ise 3375 olarak belirlenmişti. 31 Aralık l986 tarihli resmi gazetede yayınlanan bir karar ile 8500 nüfuslu Çerkeşli köyü ile 3800 nüfuslu Muallim köy birleştirilerek Dilovası?da toplam l2000 nüfuslu bir belediyelik kararlaştırılmış, söz konusu belediye 7 haziran l987 tarihinde yapılan belediye başkanlığı seçimlerinden sonra Dilovası Belediyesi adı altında hizmete başlamıştır. Tabi bu arada Yukarı Çerkeşli köyü ile asıl Muallim köyü ( 650 nüfuslu )?ün daha sonra (ekim 1987?e) Dilovası Belediyesi?den ayrılıp tekrar müstakil bir köy durumuna getirilmesi için bir referandum yapılmış, ancak Çerkeşli köyü ve Muallim köy haziran l988 tarihinde İç işleri bakanlığının onayıyla Dilovası beldesinden ayrılıp tekrar müstakil birer köy durumuna gelebilmişlerdir.

Ancak Çerkeşli köyünden Dilovasına ve Gebzeye ufak çapta göçler yine sürmüş, Yukarı Çerkeşli köyünün nüfusu 1080 iken 5 sene sonra (1990da) 877?e kadar düşmüştür. 1997 sayımında köyün nüfusu 1025 olarak belirlendi. 2000 sayımında nüfus 893? düştü. Öte yandan 30-35 sene öncesine kadar Çerkeşli köyünün bağ ve bahçeleriyle dolu olan verimli ovanın yerini fabrikalar ve evler aldı.

Kategori: Tarihçe



Yorumlar

Yorum yok

Yorum Yapın